Pembe Kurdeleli Umut
Küçük Elif, annesinin sandığından çıkan o eski, pembe elbiseyi giydiği gün kendisini dünyanın en mutlu çocuğu gibi hissediyordu. Saçlarını tıpkı bir prenses gibi iki yandan topuz yapmış, en sevdiği pembe tokalarını da yanlarına iliştirmişti. O gün mahallede büyük bir bayram hazırlığı vardı. Elif, pencerenin kenarına oturmuş, sokağın neşesini izlerken bir an duraksadı. Gözleri denizin rengini andıran masmavi parlıyordu ama bakışlarında derin bir merak vardı: "Acaba büyüdüğümde de gökyüzü bu kadar mavi, elbisem bu kadar pembe kalacak mı?" Diye düşündü. Elif'in bu tablosu, o anın dondurulmuş bir karesi gibiydi. Yüzündeki hafif ciddiyet, aslında çocukça bir kararlılığın ifadesiydi. O, dünyayı güzelleştirmek için sadece gülümsemenin yetmeyeceğini, iyilikle bakmanın da gerektiğini biliyordu. Elif o gün kendine bir söz verdi: Ne kadar büyürse büyüsün, içindeki o pembe kurdeleli, mavi bakışlı çocuğu asla susturmayacaktı. "Büyüklerin dünyasında kaybolmamak için, bazen bir çocuğun gözleriyle bakmak gerekir dünyaya."